Midilli’de Balizade Hasan Bey Camii-2: Bir Derya Beyi’nin mirası

Haber gorseli

Bu yazı, Midilli’deki Balizade Hasan Bey Camii’nin dört yüzyıllık hikâyesini anlatan üç bölümlük dizinin ikinci yazısıdır. Dizinin ilk yazısına “https://www.cumhuriyet.com.tr/cumhuriyet-in-egesi/midilli-de-balizade-hasan-bey-camii-1-ege-de-dogu-ruzgari-2517658” adresinden ulaşabilir, üçüncü ve son yazısını önümüzdeki haftalarda okuyabilirsiniz.

Bir önceki yazıda Midilli’nin doğu rüzgârlarının Ada’ya nasıl yeni bir din, yeni bir dil ve yeni bir mimari getirdiğini anlatmıştık.

Şimdi sıra, bu rüzgârın somut bir izini bırakan adama geldi.

Balizade Hasan Bey kimdi, nereden geldi, Ada’da nasıl bu denli varlıklı ve saygın bir konuma yükseldi?

Günümüze ulaşan Vakfiyesinin, Kurduğu Vakıf belgesinin satır aralarında saklı kalan bu soruların izini sürerken, aynı zamanda 17. yüzyıl Midillisinde bir Osmanlı hayırseverinin günlük hayatını, inanç dünyasını ve İslam’ın Halvetiyye tarikatına duyduğu derin bağlılığı da keşfedeceğiz.

***

Balizade Hasan Bey Midilli’de 17.yüzyılın çok varlıklı kişilerindendi.

Sahip olduğu saygınlığın yanı sıra Ada’ya ve Midilli kasabasına damga vuran birçok eser bıraktı.

150 yıldır Ada’ya hükmeden Osmanlının yönetiminde Midilli’de Türk ve İslam kültürün yaygınlaşması, gelişmesi için dikkat çekici adımlar attı.

1615 yılında Midilli kasabasında yaptırdığı cami ve kültür ocağı bunun en belirgin örneğidir.

Yaptırdığı ve adını verdiği cami, Balızade Hasan Bey Camii zaman içinde çeşitli yıkımlara uğramış olsa bile, önemli bir kısmı ve minaresi 450 yıldır ayaktadır ve bugünkü Yunanistan hükümeti tarafından yapılan restorasyonu tamamlanmıştır.

Peki kimdir bu Balizade Hasan Bey?

17. yüzyıl Osmanlı Midillisinde Balizade Hasan Bey Ada’da “derya beyleri” sınıfından bir hayırsever olarak tanınırdı.

Onun hakkında bilgi geniş olarak, Rebi‘ü’l-evvel 1032 / Ocak-Şubat 1623 tarihinde düzenlenmiş cömert vakfiyesinden alınabilir. (Özden Aydın. Balizade Hasan Bey’in Midilli Vakfiyesi. Cumhuriyet Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü, Sivas-Türkiye.2003)

Neredeyse bütün malını mülkünü dağıtmış!

Balizâde Hasan Bey’in Midilli dışındaki bir “doğum yeri/köken” kaydı bilinmez.

Vakfiyesinde geçen “Derya Beyi” ibaresi, onun bu tür yerel deniz idaresi veya askeri görevle ilişkili bir şahsiyet olduğunu düşündürür.

Ailesinin Ada’da yerleşik Türk denizci-eşraf (Derya Beyi) sınıfından olması muhtemeldir. Ada’nın “yerlisi”, doğma büyüme adalı olma ihtimali yüksektir.

Muhtemelen Ada veya çevre denizlerdeki Osmanlı deniz yönetiminde görev almış bir “denizci komutan”dı ve eşraf”tan sayılıyordu.

“Balizade” adı hem bir aile unvanı hem de bir kök isim olarak Midilli çevresinde 16.–17. yüzyıl belgelerinde sıkça geçer.

Ayrıca Osmanlı’da “Bali” ismini taşıyan pek çok asker, bürokrat, ulema ve tüccar vardı.

“Bali-zade” sözcüğü iki parçadan oluşur:

“Bali” bir kişi adı olarak Osmanlı döneminde çok yaygın bir erkek ismidir. Arapça “bālī kökünden gelir, “bilgili, olgun” anlamı taşır.

(18-19. yüzyılda Midilli’de Müslümanların muhtemelen yoğun yaşadığı Epano Skala/Yukarı Liman ve Kale Mahallesi)

“-Zade” ise Farsça kökenli bir ek olup “oğul, evlat, soydan gelen” demektir. Paşazade, Çelebizade, Efendizade gibi Osmanlı aile isimlerinde Fars kültürünün etkisiyle çok kullanılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun devlet katında ve kültür alanında yüksek düzeyde Fars/İran etkisi vardı.

Dolayısıyla “Balizade” demek, “Bali’nin oğlu / Bali-Olgun adamın soyundan gelen” anlamına gelir.

Belki Balizade Hasan Bey, Bali Beyin ya da adı Bali olan atalarından birinin, lakabı Bali olan bir soyun oğludur.

Nitekim Hasan Bey’in vakfiyesinde adı geçen kardeşi, “Kabasakal” lakaplı “Mehmet Kethüda İbn Bali” ifadesi Hasan Bey’in kardeşi Kethüda (Kâhya) Mehmet’in, baba Bali Bey’in oğlu olduğunu belirtir.

Öyleyse Hasan Bey’in babası da Bali Bey’dir. Bu bağlamada Balizade Hasan Bey, Bali Beyin oğlu, onun soyundan gelen kişidir.

Midilli’de “Balizade ailesi”nin 16.–17. yüzyıllarda hem askerî-bürokratik, hem de vakıf kuruculuğu bakımından etkin ve Osmanlı Devleti için önemli bir aile olduğu anlaşılmaktadır.

Bu aile aynı zamanda Ada’daki askerî-idari sınıf (seyfiye) içinde yer almış olabilir. Hasan Bey’in vakfiyesinde, kardeşi Mehmet Kethüda İbn Bali ifadesi bunu destekler.

“Fahrü’l-muhadderât” (iffetli hanımların övüncü) olarak nitelenen eşi Zeynî Hatun, bilinen tek kızı Kerîme Hatun, kardeşi Mehmed Kethüdâ ibn Balî ve kölesi ve kâtibi Yakup, Hasan Bey’in vakıfnamesinde adı geçen, bir başka deyişle bilinen yakınlarıdır.

Hasan Bey’in eşi Zeynî Hatun da Halvetiye tarikatının cami ve zaviyeye (bir din ocağı) kendi geliri üzerinden bağışta bulunduğuna göre Osmanlı kadınları tasavvufi/hayır kurumlarına doğrudan maddi ve manevi katkı sağlayabiliyordu.

Miras hakkını korumak için, üstelik akrabası olan Osmanlı devlet adamı İsmail Paşa ve oğullarıyla Ada’da kıran kırana, payitaht/İstanbul kapılarına dayanan bir hukuk mücadelesi veren Ümmü Gülsüm Hanım gibi dirençli ve dirayetli kadınlar vardır Midilli’de, 19. Yüzyıl sonunda.

Halvetiyye tekkelerinde kadınların mürit olarak bağlanması mümkündü, ama derviş hücresinde halvete girme, zikir halkasına erkeklerle birlikte katılma gibi uygulamalar kesinlikle ayrı düzenlenirdi. Toplumsal mahremiyet kuralları gereğiydi bu. Kadınlar için ayrı zikir günleri/saatleri ya da ayrı mekanlar tahsis edilmesi yaygın bir uygulamaydı.

(Halvetiyye tarikatı mensuplarının tekkede zikirde bulunması)

***

Ada’da görevli Kadri Mısrî Ali bin Hüseyin tarafından hukuki durumu onaylanmış Vakfiyede, vakıf gelirlerinin bakımı, hizmet verenler (mütevelli, görev yapanlar) ile hizmet alanlar arasındaki ilişkiler ayrıntılı şekilde düzenlenmişti.

Balizade Hasan Bey’in bağışıyla Midilli’de önemli vakıf eserleri, ibadet mekânları, hayır hizmetlerinin gerçekleştirildiği görülür.

Vakıf eliyle yapılan hizmetlerde yer alan mallar; hem menkuller (para, gelir kaynakları) hem gayrimenkuller (arazi, zeytinlikler, bahçeler, değerli topraklar) içerir.

Bu veriler Osmanlı Arşivi’nde EV. VKF. 5 / Gömlek: 76 numarasıyla kayıtlıdır. (Özden Aydın. Balizade Hasan Bey’in Midilli Vakfiyesi. Cumhuriyet Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü, Sivas-Türkiye.2003)

Bu kuruluşların gelirleri kasabanın dışındaki bahçeliklerde bulunan çok sayıda konak, su veya rüzgârla çalışan değirmen ve 1800 civarında zeytin ağacından geliyordu. Sadece bu zeytinliklerden yıllık 100.000 akçe (bugünün değerleriyle yaklaşık 2 kg altın) gelir elde ediliyordu (Machiel Kiel. Midilli. İslam Ansiklopedisi).

Hasan Bey vakfiyesinde vakfının idaresini kendi soyuna şart koşmuştu. (Özden Aydın. Balizade Hasan Bey’in Midilli Vakfiyesi)

(Midilli’de 19.yüzyılda vergi ya da kira toplayan bir görevli ya da mal sahibi)

***

Balizade Hasan Bey hazırlattığı vakfiye ile mal ve mülkünün bir kısmını Halvetiyye tarikatına tahsis etti.

Tarikat şeyhi Abdülehad Nuri’ye sevgi ve saygısı, inancı o kadar güçlüydü ki Balizade Hasan Bey ehl-i İslâm’ın vakit namazlarını kılması için ve Abdülehad Nuri ve müritleri için, içinde bir caminin de bulunduğu bir büyük Külliye yaptırdı.

Ya da sosyo-politik koşullar onu gerektiriyordu.

Vakıfnamedeki şartlardan biri de bu Külliyenin yönetiminin Abdülehad Nuri Sivasî ve ondan sonra gelecek halifeleri tarafından yapılmasıydı.

Balızade Hasan Bey’in Midilli merkezde “Abdi Bey Mahallesi”de (Yukarı Liman-Epano Skala) yaptırdığı, bu yazılarımızın konusu cami ve zaviye bu Külliyenin parçasıdır.

Bunların yanlarında 5 adet derviş hücresi (kaldıkları oda), aynı mahallenin denize bakan kenarında bir adet hamam, hamamın yanında bir adet su değirmeni bulunuyordu.

Balizade Hasan Bey kendi oturduğu konutun yakınındaki iki katlı bir evi de Abdülehad Nuri Sivasî’ye tahsis etmiş, ondan sonra da zaviyede şeyh olanların bu evde ikamet etmelerini zorunlu kılmıştı.

Hasan Bey Ada’ya İslam’ı yayacağına güvendiği Halvetiye tarikatını korumakta kararlıydı.

Ayrıca Ada’da Ayamina denilen yerde dört tarafı Kanune adlı ekili alan ile çevrili, bir adet altlı üstlü ev, evin müştemilatına ait bir kiler, bir adet hamam, bir ahır, bir fırın, bir çeşme, bir su havuzu, meyveli ve meyvesiz ağaçlı, yaklaşık 27 kilo (1,5 mud) tohum ekilebilir tarla, çok sayıda zeytin ağacı, zeytin ağaçları yanında 2 adet yağ değirmeni, 2 adet çeşme ve köprüyü de bu Vakfa verdi.

Balizade Hasan Bey’in eşi Zeyni Hatun da cami ve zaviyeye birçok gelir tahsis etti. (Ö.Aydın)

(Bali Hasan Bey Camii-Bugün. Restore edilmiş. Foto: Sto Nisi)

***

Hasan Bey vakfiyesinde Abdülehad Nuri’nin Midilli’den ayrılmasından sonra da Halvetiyye halife ve dervişlerinin Ada’da kalmasını istemiş ve vakfın gelirlerinden onların da yararlanmasını sağlamıştı.

Ayrıca Camide tarikattan vaiz ve tefsire hâkim olan bir şeyhin, her cuma günü (Kur’anı) tefsir veya Mevlana’nın Mesnevisi’ndeki hadiselerden birini anlatmasını buyurmuştu. (Özden Aydın)

Abdülehad Nuri’nin amcası Abdülmecid Sivâsî’nin günümüzde “Mesnevî Sözlüğü” diye anılan, Mevlânâ’nın Mesnevî’si üzerine sözlük/rehber olma amacında bir eseri vardı ve bu eser İslam aydınları arasında fazla bilinmiyordu. Halvetiyye tarikatında Sivâsî çevresinin Mesnevî kültürüne yakınlığı bundan olmalıydı. ( M.Harun Tan-İbrahim Kuntu:Abdülmecid Sivasinin Mmesnevi Sözlüğü.TURUZ.Dil ve Etimoloji Sözlüğü)

Bu bağlamda Sivas Cumhuriyet Üniversitesinden Dr. Özden Aydın Osmanlı kayıtlarından, Ada’daki bu önemli yapılanma ve verimli vakfiye ile ilgili bilgi aktarmayı sürdürür:

Vakfiye gereğince Balizade Hasan Bey, Şeyh Abdülehad Nuri Efendi’den Halveti tarikatına girmek isteyen kişilere ve bilgilenmek isteyen müritlere ara sıra vaaz ve nasihat etmesini talep etmişti.

Külliye hücrelerinde muhtemelen Halifeler tek kişi, müritler ikişer kişi kalıyor, 5 adet hücrede ortalama 1 veya 2 kişinin kaldığını düşünürse toplamda burada 10 görevli kişi bulunuyordu.

Vaizin günlüğünü 20 akçeydi (o zamanın değeriyle 1 akçe yaklaşık 1 kg ekmek). Zaviyede sürekli kalan Şeyh Efendi ve Müritlerinin yemek masrafı için de 20 akçe gerekiyordu. Cami imamına günlük 5 akçe, hatibe günlük 3 akçe verilmesi kararlaştırılmıştı.

İmamın her gün sabah namazından sonra Kur’an’ı Kerim’in Yasin suresini, öğle namazından sonra Tebareke suresini ve ardından Tebbet suresi ve bir cüz (Kuran’ın otuz bölümünden her biri) okunmasını şart koşmuştu.

Bu görevi karşılığında kendisine 4 akçe daha verilecekti. Bundan başka camide beş vakit ezan okuyan iki müezzin bulunacaktı ve bu kişilere günlük 5’er akçe verilmesi bildirilmişti.

Müezzinlere bu görevlerine ek olarak her Cuma namazdan sonra sırayla birer cüz okumaları ve bu iş karşılığında her birine günlük yarım akçe verilmesi istenmişti. (Özden Aydın)

(Bali Hasan Bey Camii-Bugün. Restore edilmiş. Foto: Sto Nisi)

***

Balizade Hasan Bey’in yaptırdığı eserler içine en önemlisi, giriş sövesi üstündeki kitabeden anlaşıldığına göre, çevresinde külliyesi bulunan, 1615’de ibadete açılan ve kendi adıyla anılan camidir.

Daha sonra depremlerle harap olan cami 1867’de yeniden yapılmış ve cami uzun yıllar “Valide Camii” olarak anılmıştır.

Midilli adasındaki en eski Müslüman din evi olan bu cami günümüzde şehrin Epano Skala mahallesinde, Tinos ve Kornaros Caddeleri arasında, eskiden ünlü Osmanlı Mahallesi Aziziye’nin (Ö. Aydına göre Abdi Bey Mahallesi) bir parçası olan bölgede inşa edilmişti.

O zamanlar Şemseddin Hoca’nın mülkü olduğu bildirilen cami arsası, kuzeyde Karamanlı ailesinin bahçesi, doğuda Mehmed Efendi’nin evi ve batıda Şembeti Hoca’nın evi ile çevriliydi. (EU-ERDF:Valide Djami:. https://www.efales-ar.gr/en/ancient_site/valide-djami-in-mytilene/?utm)_

Balizade Hasan Bey, Vakıfnamesindeki kayda göre de Midilli’nin “Yukarı-Kuzey Limanı=Epano Skala” yanında Kale’ye doğru çıkan yamaca yaptırdığı caminin yanı sıra, yukarıda belirtildiği gibi, Halvetiyye tarikatının Sivasî koluna hizmet etmesi için beş odalı bir dergâh ve mektep inşa ettirmişti. (Machiel Kiel. Midilli. İslam Ansiklopedisi).

***

(19.yüzyıl Halvetiye tarikatı mensuplarının bir başka zikir resmi.)

Balizade Hasan Bey’in külliyesi ile birlikte Midilli merkeze inşa ettirdiği Camii sade bir mimariye sahipti ancak işlevsel bir yapıydı.

Tek katlı, duvarları taş örgülü, kareye yakın bir alana oturan, kiremit kaplı eğimli bir çatı ile örtülüydü.

Kuzeybatı köşesinde bulunan minare şerefesi sonra yıkılmıştı.

Bu minare bugün Midilli şehrinde ayakta kalan tek minaredir. Altıgen kaide üzerine silindirik olarak yükselir. Boyu 15 mt’dir. (efales.ar.gr)

Arap tarzında olan minare, Ayvalık’ta çıkarılan ve getirilen kırmızı taştan (Sarımsak taşı) yapılmıştır ve tepesinin bir kısmı dışında neredeyse tamamen korunmuştur. (“Αναστήλωση του Βαλιδέ Τζαμί, του παλαιότερου οθωμανικού τεμένους στην Μυτιλήνη” . Kathimerini gazetesi).

Yapının alt tarafında yuvarlak kemerli düz lentolu (atkı taşlı-yatay kirişli), üst tarafında da öküz gözü pencereli olmak üzere iki sıra pencere açıklığı vardır.

Caminin içine de kuzeydeki yine yuvarlak kemerli düz lentolu yapılmış kapıdan girilir.

Zemin döşemeleri, mahfili (üst balkon bölümü), tavanı ahşap malzemelidir. Günümüze kadar çok sayıda onarım geçirdiği cephede kullanılan malzeme farklarından anlaşılmaktadır.

Yapının koyu gri boya ile kaplı olan tavanı bugün kötü durumdadır. Eski çeşmesi kaldırılmış arkeoloji müzesine götürülmüş, (Midilli Tek Parça. Mimar Sinan Mühendisler Birliği. https://www.msmb.org.tr/wp-content/uploads/2024/05/MIDILLI-TEK-PARCA.pdf?utm) retorasyonla tekrar geri getirilmiştir.

Mermer çeşme taş döşeli cami avlusundadır ve avluya mermer bir basamakla çıkılır.

İç dekorasyon, Müslüman nüfusun Adayı terk etmesinden sonra koyu bir renkle kaplanan renkli fresklerle bezenmiştir. Yaklaşık 6 metre yüksekliğindeki mihrap, alçı süslemelere sahiptir . ( “Βαλιδέ Τζαμί Μυτιλήνης”. Hellenic Ministry of Culture. 13 Mayıs 2007)

Caminin batı cephesine ilk yapıldığı zaman yerleştirildiği anlaşılan ve okunabilen, giriş kapısının üstündeki kitabede caminin Balizade Hasan Bey tarafından yaptırıldığı açıkça yazılıdır. (Neval Konuk.Midilli, Rodos, Sakız ve İstanköy’de Osmanlı Mimarisi/ Ottoman Architecture in Lesvos, Rhodes, Chios and Kos Islands. S.74)2008, SAM(Strategic Research Center)

Ada’da önemli bir Türk-İslam kültürü oluşmasına büyük katkısı olan hayırsever Balizade Hasan Bey 1615’te bu camiyi Midilli’ye armağan etti ve gözlerini hayata yumdu.

Ardından depremler, savaşlar, mübadeleler ve yıkım emirleri geldi.

Oysa caminin yeni hikâyesi henüz başlıyordu.

***

Balizade Hasan Bey’in 1615’te Ada’ya bıraktığı bu eser, sadece bir ibadet mekânı değildi.

Zeytinlikleri, değirmenleri, hamamı ve dervişleriyle birlikte, Midilli’nin Osmanlı yüzyıllarına dair canlı bir belgeydi.

Ama tarih, hiçbir yapıyı olduğu gibi bırakmaz.

Depremler geldi, camiyi yeniden inşa etmek gerekti.

Savaşlar geldi, Ada’nın nüfusu köklü biçimde değişti.

Mübadele geldi, cami kurucusunu doğuran topluluktan yoksun kaldı.

Ve nihayet yıkım emirleri geldi, bir minarenin bile ayakta kalması artık şansa bağlıydı.

Kültürel mirası korumanın önemini bilenler buna karşı çıktı.

Bunlar aşıldı, sonra temellerinde, duvarlarında, minaresinde, bahçesindeki çeşmesinde ne dualar ne sırlar ne tanıklıklar taşıyan bu naif yapının restorasyonuna girişildi.

Bugün Ege Denizinin pırıltılı sularına selam veren o tek minare, aslında olumlu düşüncelerin ısrarını, olumsuz düşüncelere karşı direnişin hikâyesini de anlatıyor.

Midilli’deki Balizade Hasan Bey/Valide camisinin yeniden ayağa kalkmasını bir sonraki yazıda ele alacağız.

Not: Devamı bir sonraki yazıda.

Sefa Taşkın

25.07.2026

Dikili/İzmir

yok

Author: Tolga Şahin